Hukuki Ehliyetten Mahrum Yaşamak: Saraybosna’dan Bir Deneyim

11 Haziran 2015

Screen Shot 2015-06-11 at 16.46.44

Yasa önünde birey olarak tanınmıyor olmak ve böyle yaşamak neye benzer hiç düşündünüz mü? Saraybosna’da yaşayan A.D, söz ettiğimiz sivil ölümün gölgesi altında yaşamanın neye benzediğini anlatmak adına bizlerle kendi hikayesini paylaştı.

 

Hukuki Ehliyetten Mahrum Yaşamak

 

Benim adım A.D. 10 Mayıs 1982’de Bihać’da doğdum. 1986 yılında, on üç yıl kaldığım Banja Luka’da yer alan Rada Vranjesević Çocuk Evi’ne yerleştirildim. Benim gibi yüz elli çocuk daha oraya yerleştirilmişti. 1989’da Zmaj Jovan Jovanović adlı ilkokulda birinci sınıfa başladım. Okulu bitirdikten sonra, Saraybosna’da Oğlan Çocukların ve Ergen Erkeklerin Eğitimi Kurumu’na  transfer edildim. Erkek kardeşim de aynı kuruma transfer edilmişti, ben de bu nedenle oraya gittim. Söz ettiğim kurumda sıkça tartışmalar yaşadım, çokça kavga ettim, kötü arkadaşlar edindim. Zayıf beslendim ve daha pek çok problemle karşılaştım. Buradayken aldığım aylık maaşım on marktı (KM). Üç buçuk yıl kurumda kaldım. Okulu bitirdikten sonra bir süre bir apartman dairesinde kiracı olarak kaldım, evi bir başkasıyla paylaşıyordum. Daha sonra sokaklar evim olmaya başladı. Bu daha da kötü arkadaşlar edinmeme yol açtı. Yıkık dökük, terk edilmiş binalarda yaşadım. Param olduğu zaman arkadaşlarım yanımda oluyordu ve bana arkadaşlarıymışım gibi davranıyordu. Ancak ne zaman param bitiyordu, hepsi beni terk edip evine dönüyordu. Beni sokaklarda, yalnız bırakıyorlardı. Para bulmak için neredeyse her şeyi yapmaya razıydım. Çalmak ve yalan söylemek yaptıklarım arasında en hafif olanlardı, diyebilirim. Devamlı alkol tüketiyordum, uyuşturucu madde kullanmaya başlamıştım. Bununla beraber çoğunlukla üşümüş, aç, pis, bakımsız, dağınıktım.

 

“Hukuki ehliyetimden mahrum bırakıldığım ve hiç bir yerde çalışamadığım için çok üzgünüm. Sürekli olarak tekrar enstitüye kapatılacağım korkusunu taşıyorum çünkü hukuki ehliyetim yok, dolayısıyla nerede yaşayacağıma ben karar veremiyorum (…) Hukuki ehliyetimin bana iade edilme düşüncesinde hoşuma giden şey, iş bulabilecek olmam. Evlenebilecek olmam. Ve yeniden özgür olabilmek.”

 

Beni Novo Sarajevo Sosyal Hizmet Merkezi’nden “Nahorevo”ya transfer ettiler. Burada iki ay kaldım. Sürekli alkol tüketiyordum ama aslında içki içmek yasaktı, bu konuda katıydılar. Davranışlarımla problem yaratıyordum. Sarhoş oluyordum, doktor ve teknisyenlerle kavga ediyordum. Ancak sabah olduğunda ne yaptığımı fark edebiliyordum, yaptıklarıma inanamıyordum. Hayatımdan hiç memnun değildim. Ne yazık ki kurumdan çıkmama izin verilmiyordu. Diğerleri istediğinde dışarı çıkabiliyorken bana izin verilmemesi beni çok öfkelendiriyordu. Ben de olay yarattım, birisinin arabasını çarptım, sonuç olarak atıldım. Saraybosna sokaklarında başıboş dolaşırken kendimi Banja Luka’da buldum. Evim sokaklardı. İçki içmeye tekrar başladım. Sonra “Duje”de bir eve yerleştirildim. Burada içki içemiyordum, yalnızca terapiye giriyordum. “Duje”de benimle birlikte dört yüz kişi yaşıyordu. Burada kaldığım süre boyunca yalnızca bir defa, o da kurumda kalanlarla birlikte dışarıya çıktım, ormana gezinti yaptık. Beş kişiyle aynı odayı paylaşıyordum. Zayıf besleniyorduk, kalışımız oldukça masraflıydı, bin iki yüz mark (KM) tutuyordu. Odaları temizliyorlardı ancak bunun bir etkisi olmuyordu. Kısaca burası temiz, derli toplu değildi. Yetmiş kişi birden aynı televizyonu izliyorduk, dolayısıyla çok nadir istediğim programı izleyebiliyordum. Üç banyoyu paylaşıyorduk. Sıkıntıdan çıldırmak üzereydim. Ayakta kalmamı sağlayan tek şey bir gün kurumdan çıkabilme düşüncesiydi…

Bir gün SUMERO’dan birileri geldi ve benim dışarı çıkmak isteyip istemediğimi sordu. Evet, dedim. 10 Ekim 2011’den beri Saraybosna’da toplum içinde yaşıyorum. Apartman dairesine taşınır taşınmaz kendimi mutlu hissetmeye başladım. Kurumda yaşarken bana en zor gelen şey kıyafetlerimi paylaşmaktı, şimdi buna zorunlu değilim. Ne aç ne susuz kalıyorum. Bana destek olan asistanım yardımıyla yemek pişiriyorum, evin temizliğini yapıyorum. Ne zaman istersem dışarı çıkmama izin veriliyor. Terapimi kaçırmıyor zamanında alıyorum, testlerimi düzenli yaptırıyorum. Önceleri kontrollere asistanımla gidiyordum ama şimdi kendi başıma gidiyorum. Asistanım Seka bana her şeyi öğretti. Şimdi çamaşır makinesini nasıl kullanacağımı biliyor, evimi çekip çeviriyor ve kişisel temizliğimi yapabiliyorum. İstediğim gibi harcayabileceğim kendi param var ki çoğunluğunu sigaraya yatırıyorum. Şu an hayatımdan memnunum. En hoşuma giden şey, dilediğim zaman yürüyüşe çıkabilmek. Hukuki ehliyetimden mahrum bırakıldığım ve hiç bir yerde çalışamadığım için çok üzgünüm. Sürekli olarak tekrar enstitüye kapatılacağım korkusunu taşıyorum çünkü hukuki ehliyetim yok, dolayısıyla nerede yaşayacağıma ben karar veremiyorum.

Erkek kardeşim ve ben, kurumdan çıkıp toplum içinde destekli barınma programına yerleştirilen ilk kişileriz. Arkadaşlarım, belki de hiç çıkamayacakları kurumda kaldılar. Hukuki ehliyetimin bana iade edilme düşüncesinde hoşuma giden şey, iş bulabilecek olmam. Evlenebilecek olmam. Ve yeniden özgür olabilmek.

 

A.D.’ye blogumuzda öyküsünü paylaşmamızda izin verdiği için PERSON ortaklığı olarak teşekkür ederiz.

 

Görsel,  koyu mavi üstüne 12 adet sarı yıldızın yuvarlak biçimde dizildiği Avrupa Birliği bayrağına aittir.

Görsel, koyu mavi üstüne 12 adet sarı yıldızın yuvarlak biçimde dizildiği Avrupa Birliği bayrağına aittir.

Okuduğunuz metin, Destek Reformlarının Garanti Altına Alınması için  Bölgesel Ortaklık (PERSON-BİREY) Projesi ürünüdür. PERSON-BİREY  Projesi, Avrupa Birliği Genişleme Genel Müdürlüğü tarafından bir Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) olarak desteklenmektedir. Yazı içeriğinin sorumluluğu yalnızca PERSON-BİREY Projesi’ne aittir, hiç bir biçimde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmaz. 

 

person logo